
Loading ...
22/01/2012
by Yener Yıldız
4 comments
Bloga yazmayalı uzun zaman oldu. Bu süre içinde yazılacak çok şey oldu. Bunları yapılacaklar listesine ekledim, ara tatilde tek tek bitireceğim. İlk yazıya da Anıkolik’in eleştirisiyle başlıyorum;
Malum sınav zamanlarında öğrenci milleti oyalanacak şeyler arar. Oyun olur, kitap olur, ev-oda temizleme olur. Bu liste uzar gider. Bu final döneminde benim tercihim kitap oldu. Alalı uzun zaman geçmesine rağmen okumadığım Anıkolik’i seçtim.
Eleştiriye kitabı almamla başlamak istiyorum. Bazen çok alakasız yerde çok değerli eşyayı ucuza görürsünüz ya, bu kitap da öyle oldu. Kitapçıları gezerken satılmadığı için indirime girmiş kitapları gördüm ve işe yarar bir şey bulurum umuduyla biraz bakındım. 2-3 dk bakındıktan sonra Anıkolik dikkatimi çekti ve 1 TL’ye aldım. Evet, tam 1 TL’ye. Aslında satılmadığı için artık 1 TL’ye kitap satılması üzerine ne yazılar yazılır da, neyse.
Kitap, zaman kavramı üzerine kurulu. Bir anlamda herkesin göz ucuyla istediğini veriyor; Eski günleri. Tek bir hap alarak, istediğiniz hatırayı sanki oradaymış gibi tekrar yaşayabildiğinizi düşünün. Vefat etmiş bir yakınınızla yaşadığınız anıya mı giderdiniz, yoksa eski mutlu günlerinize mi? Veya evliliğinizin mutlu olduğu zamanlara mı? Yada bütün bunları boşverip günümüzü mü yaşardınız? Herkese göre bunun cevabı değişir. Bu biraz da şu anki memnuniyete bağlıdır. Kitaptaki ana karakter de halihazırdaki durumundan memnun olmadığı için geçmişle bugün arasında sıkışıp kalıyor. (daha fazla…)
Okuduğum Kitaplar

Loading ...
10/11/2011
by Yener Yıldız
0 comments
Yönetmenliğini Pelin Esmer’in yaptığı, başrollerinde Mithat Esmer ve Nejat İşler’in oynadığı film 2009 yapımıdır. Koleksiyona düşkün birinin başından geçen olaylar ve çevresindekilerin davranışlarını konu edinmiştir.
Filmin dikkat çekici yanı her karakterin hayattaki karşılığının olmasıdır. Doğallığa önem verilmiş ve başarılı da olunmuş. Her karakter kendi doğruları ölçüsünde hareket ediyor ve net bir iyi-kötü ayrımı yapılmamış. Kimin ne kadar doğru olduğu düşüncesi biraz da izleyicilerin kendi karakterlerine bağlı.
Önemli noktalardan bir diğeri de ana karakterin en önemli özelliklerinin bile çok sonra ortaya çıkmasıdır. Bunun ortaya çıkmasıyla beraber ilk başta soğukluk olarak algılanan davranışlarının altında, aslında derin bir mütevazilik olduğu sezilebiliyor. Büyüdükçe küçülmek deyimi Mithat Bey’le birlikte vücut buluyor diyebiliriz hatta.
Olaylar ana karakter etrafında dönse de kapıcı Ali’nin hikayesi de oldukça enteresan. Ailesine yardım edebilmek için yaptıklarına bakarak “iyi bir amaç için yapılan her şey mübah mıdır?” sorusunu kendimize sorabiliriz. Hatta sık sık soruyoruz da.
(daha fazla…)
İzlediğim Filmler

Loading ...
04/09/2011
by Yener Yıldız
0 comments
Eduardo Galeano’nun Zamanın Ağızları kitabıyla 2 yıl önce tanıştım. Okuması o kadar güzel ki hala arada rastgele sayfa açar okurum. Küçük hikayelerden oluştuğu için baş yada son diye bir kavram yok kitapta. Her hikaye kendine has, hikayeler arasında bağlantı yok ama hepsi aynı şeyi anlatıyor. Nasıl mı?
“Bu kitap hep birlikte tek bir hikaye anlatan pek çok hikayeden oluşuyor.
Çok farklı temalardan geçen bir güzergah izliyor: Aşk, çocukluk, su, toprak, kelime, görüntü, müzik, göç, iktidar, korku, savaş, rezillik, öfke, uçmak…
Kahramanları, onlara süreklilik veren diğer kahramanlarda yaşamaya devam etmek için hikayeden hikayeye görünüp kayboluyorlar. Onlar zamanın ilmikleriyle dokundular, onlar söyleyen zamanlar: Zamanın ağızları.”
Eduardo Galeano
Aslında herkesin bildiği ama zamanla alıştığı, kabullendiği, adeta yok saydığı şeylerden bahsediyor Galeano. Sayfalar çevrildikçe dünya küçük bir çocuğun saflığıyla görünüyor ve gerçek bütün berraklığıyla ortaya çıkıyor. İnsanoğlunun kabullenemez, kabullenmemesi gereken ne kadar çok şeyi kabullendiği farkediliyor. Normal anlayışının aslında hiç de normal olmadığı gözler önüne seriliyor. (daha fazla…)
Okuduğum Kitaplar

Loading ...
27/08/2011
by Yener Yıldız
1 comment
Kadın hakları, hayvan hakları, genel olarak insan hakları aklı başında hiç kimsenin tartışmadığı, kabul ettiği bir şey. Aklı başında diyorum çünkü birçok kişi bu hakları kabul etmiyor ve kendi doğrularını uygulamaya devam ediyor. Bunun en net örneği son zamanlarda inanılmaz artış gösteren kadına karşı şiddet durumu.
Kadına karşı şiddette devletin ne kadar aciz kaldığı ortada. Buna acizlik mi yoksa göz yummak mı desek bilmiyorum. Polise haber verdikten sonra bile hayatını kaybeden o kadar çok kadın var ki. Artık “Devlet bunu da koruyamadı” haberlerini izlemeye alıştık bile. Güvenliği sağlaması gereken kurum bu durumdayken, bir de birçok insan için otorite olarak kabul edilen kurumların davranışlarına bakalım;
Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası (DİN-BİR-SEN) Genel Başkanı Lütfi Şenocak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının şiddete uğrayan kadının tek tuşla polis çağırmasına ilişkin çalışmasına tepki gösterdi. Tek tuşla polis çağırma uygulamasının kadının olmadık yere sürekli kocasına yüklenmesine neden olacağını, kocasının da inatlaşıp daha fazla şiddete yönelmesini beraberinde getireceğini savunan Şenocak, “Bu uygulama, evlilik kurumuna daha fazla zarar verir. Aile içi meseleler aile içinde kalmalı, dışarıdan müdahale doğru değil. Polis yerine bu işle görevlendirilecek mahallenin imamını, muhtarını, öğretmenini aramak daha doğru” dedi.¹
Genel Başkanın son zamanlarda ölümle sonuçlanmaya başlayan kadına karşı şiddet sorununa çözüm yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Tek bir eksik var, o da bütün bu tavsiyelere rağmen hala polise başvurmakta ısrar eden kadınlara karşı bir yaptırım önermemiş. Oysa böyle bir yaptırım çok daha caydırıcı olabilirdi. Böylece aile birliği(!) de korunmuş olurdu. (daha fazla…)
Eleştirel

Loading ...
15/07/2011
by Yener Yıldız
4 comments
Hayatımıza yön veren temel etkenler vardır. Aile bunların başında gelir. Kişiliğimize dair hemen hemen her şeyi aileden aldığımız için nasıl bir insan olacağımıza aslında ailemiz karar vermiş olur. Onlar yolu çizer, bize de ilerlemek kalır.
İkinci sırada çevremiz gelir. Belirli yaşa geldikten sonra, aileden çok çevreden etkilenmeye başlarız. İyi bir ailenin yanında iyi bir çevre, kişiyi çok öne atabilir. Tersi de doğrudur. Yanlış bir aileden sonra yanlış çevrede büyümek bir anlamda hayata 2-0 geride başlamak ve bunu toparlayacak donanımlardan da eksik olmak gibidir.
Kişiliğimiz oluştuktan sonra -ki uzmanlar bunun 5-7 yaş arası olduğunu söylüyor- dünyaya bakacak gözlüğümüzü takmış oluruz. Aynı nesneyi yada olayı gören iki kişinin farklı düşünmesinin sebebi farklı gözlüklerle bakmasıdır. Herkes kendine göre temel atar ve binasını bu temele göre inşa eder. Yolun sonunda kimi apartman kimi piramit yapar. Bu tamamen attığımız temele bağlıdır.
Toplumsal hayata entegre olabilmek için ise bütün bu farklılıklarımıza rağmen ortak şeyler gereklidir. Bir şekilde yaşadığımız çevre ile ortak kültüre sahip olmalıyız. Ortaklık azaldığı ölçüde kendimizi yanlız hissetme oranımız artar. Etnik kimlik, mensup olunan din, gelenekler ve görenekler ortak kültürü oluşturur. Bunların içinde en etkili olan da dindir. (daha fazla…)
Eleştirel

Loading ...
11/07/2011
by Yener Yıldız
0 comments

Mladiç Hollandalı komutanlarla güvenli bölgenin boşaltılmasını kutlarken.
11 Temmuz, hafızalardan hiç silinmeyecek olan Srebrenitsa katliamının yıldönümüdür. Aynı zamanda da bütün insanlık için utanç günüdür. İnsanlığın yaşanmış bütün soykırımlardan sonra hala ders almadığının kanıtıdır. 1995 yılı gibi yakın bir zamanda, bütün dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın göbeğinde en az 8300 kişi katledilmiştir. Üstelik de dünyanın güvenliğinden sorumlu bir örgüt olan Birleşmiş Milletler’in koruması altındayken.
Soykırımı yapanlar en ilkel duygularla hareket ediyorlardı. Onlara göre bütün müslümanlar Türktü ve Türklerden intikam alınmalıydı. Bunu katliamdan hemen sonra Mladiç’in açıklamalarından rahatlıkla anlayabiliyoruz:
İşte Sırp şehri Srebrenica’dayız. Büyük bir Sırp bayramı arefesinde iken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Nihayet, bu toprakta Türkler’den intikamımızı aldık
Hala “barbar Türk” figürü ile yaşayan bu insanlar bütün dünyaya barbarlık nasıl olurmuş öğrettiler. Çok üzücü olan şey ise bunları yapanların hala Sırplar’ın %40′ı tarafından “kahraman” olarak görülmesi. [ayrıntılar için] Benim düşünce yapıma göre soykırım yaptığı ayan beyan ortada olan insanları kahraman olarak görmek soykırım yapmaktan farksızdır. Bu kadar insanın nefretle dolması-başka türlü bu katliamı savunmaları mümkün değil çünkü- da korkunç bir şeydir.
Kendini medeniyetin beşiği, uygarlığın lideri sanan batı dünyası da şapkasını önüne koyup düşünmelidir. Avrupanın orta yerinde göz göre göre binlerce insan öldürülmüş, lafa gelince herkese medeniyet, insan hakları dersi veren batı dünyası soykırımı seyretmiştir. [ayrıntılar için] Hatta Hollandalı askerler göz göre göre soykırıma seyirci kalmıştır. Korunacağı vaadiyle silahları alınan binlerce insan, Mladiç’in önüne kurbanlık koyun gibi serilmiştir. (daha fazla…)
Eleştirel

Loading ...
28/06/2011
by Yener Yıldız
0 comments
Eğer Ubuntu’yu yeni kurduysanız ve jdk kurulmamışsa öncelikle jdk indirip kurmanız gerekiyor. JDK’yı buradan indirebilirsiniz. JDK’yı indirdikten sonra terminali açıp kurulum işlemlerine başlıyoruz.
JDK’yı indirdiğinizde .sh uzantılı bir dosya inecektir. Bu nedenle terminale dosya yolunu yazıp enter diyoruz. Daha sonra kurulum için izin verme işlemleri geliyor ve jdk kurulumu bitiyor.

JDK’yı kurduğumuza göre sıra Eclipse kurmaya geldi. Bu adresten kendimize uygun Eclipse IDE’sini indiriyoruz. Klasörü açtığımıza herhangi bir kuruluma ihtiyaç duymadan Eclipse’i açabiliriz. Eclipse de tamam olduğuna göre son adım olarak Tomcat indiriyoruz. Ben Tomcat 7.0.16 versiyonunu indirdim. Siz ihtiyacınıza göre farklı versiyonlar indirebilirsiniz, kurulumda herhangi bir farklılık yaratmıyor. (daha fazla…)
Yazılım

Loading ...
05/05/2011
by Yener Yıldız
3 comments
Çoğumuza göre farklı şeyler ifade ediyor önyargı kelimesi. TDK’ya göre ”Bireyde başka bireylere, toplumsal kümelere karşı sevgi ya da düşmanlık duygusu uyanmasına yol açan, koşullanmış bir duygusal tutumu yansıtan yalınkat inanç, kanı, genelleme.” Bana göreyse hayatımızdaki onlarca tabudan sadece bir tanesi.
Çok sevdiğim bir söz vardır “Bütün insanlar özgür doğar fakat tutsak olarak yaşar” Biz de önyargılarımızın tutsağıyız. Beynimizin bazı hareketleri omuriliğe bıraktığı gibi biz de insanlara olan bakış açımızı önyargılarımıza teslim etmiş durumdayız.
Aslında hepimiz önyargısız ve eşit olarak geldik bu dünyaya. Çocukken hepimiz oyun oynamaktan, kola içmekten, ne bileyim çizgi film izlemekten hoşlanırdık. Çok fazla ortak yönümüz vardı. Hepimiz çocuktuk nihayetinde. Fakat zamanla değiştik. Bazıları öteki oldu bizim için. (daha fazla…)
Kişisel