Son zamanlarda okuduğum en iyi biyografilerden biriydi İpek Çalışlar imzalı Halide Edib. En az Lord Kinross’un Atatürk’ü kadar güzeldi. Bazı yerlerde yavaşlamasına rağmen, sonunu oldukça merak ettiğim ender kitaplardandı. Kolaylıkla hem bir insanın hayatı, hemde bir dönemin incelemesi niyetine okunabilcek bir kitap. Eserin bu kadar güzel olmasını sağlayan şey sadece yazarın ince anlatımı değil, aynı zamanda Halide Edib’in inanılmaz yaşam öyküsüdür.
Halide Edib, yaşadığı dönem itirabiyle muazzam değişimler görmüş bir yazardır. Abdülhamit‘in demir yumruğunu vurduğu dönemden, Jön Türkler‘e oradan da Atatürk Türkiye‘sine kadar birbirinden çok farklı dönemleri yaşamıştır. Yazar olmasına rağmen, alttan alta hep siyasetle ilgilenmiş, romanlarında “Geleceğin Türkiye’sini” yazmıştır. Her ne kadar hayalindeki Türkiye, Milli Mücadele’den sonra kurulamamış olsa da o, mücadelesinde pes etmemiş, ölüm onu kollarına alana dek “Demokratik Türkiye” için çalışmıştır.
Milli Mücadele ile ilgilenenler bilirler ki, Milli Mücadele başlarken Türkiye’yi yönetenler ile Milli Mücadele’den sonra Türkiye’yi yönetenler bambaşka insanlardır. Türkiye askeri zaferden sonra adı konulmamış bir iktidar savaşına girişmiştir ve bu savaştan Atatürk galip ayrılmıştır. Eskiye dair ne varsa büyük ölçüde tasfiye edip, yepyeni bir kadro kurmuştur. Hatta o kadar ki, İzmir Suikastı davasında sanık sandalyesinde, Milli Mücadele’yi başlatan çekirdek kadro bulunmaktadır. Bu nedenle şu ya da bu nedenlerden dolayı Atatürk’e muhalif olanlar Türkiye’den çıkmak ihtiyacını hissetmişlerdir.
Sık sık tartışılan ve uzun süre de tartışılmaya devam edecek olan iktidardaki bu değişim, bazılarını tarih sahnesine çıkartırken bazılarını da indirmiştir. Tarih sahnesinde hakettiği yeri bulamayanlardan birisi de Halide Edib’dir. İpek Çalışlar’ın bu biyografisini okuma sebebim “nehrin öbür tarafındaki” insanlardan birini daha tanımak arzusudur.
Kitabın önemli bir noktası da İpek Çalışlar’ın, Halide’nin ağzından tek parti yönetimine olan eleştirisidir. Partizanlık yapmadan bir demokrasi mücadelesi nasıl anlatılırsa öyle anlatılmış. İşin ironik yanı ise Halide Edib’in tek parti iktidarına demokratik bir alternatif olarak gördüğü Demokrat Parti’den, “demokrasinin gereği yerine getirmiyor” diyerek ayrılmasıdır. İşte tam olarak bu hareket, Halide Edib’in amacının gerçekten demokrasi olduğunu ispatlar niteliktedir. Çoğu kişinin mandacılıkla suçladığı, sırf muhalif olduğu için kitaplarının bir dönem basılmadığı, bütün bunlara rağmen yılmayan Halide Edib’in, hayatını okuyan herkesin hayranlığını kazanacağını düşünüyorum. İpek Çalışlar bu biyografi ile adeta Türkiye’nin dünya çapında tanınan ilk kadınına hak ettiği saygıyı ve şerefi iade ediyor.

(7 oy, ortalama: 4,86 / 5)

Son zamanlarda okuduğum en iyi biyografilerden biriydi İpek Çalışlar imzalı Halide Edib. En az Lord Kinross’un Atatürk’ü kadar güzeldi.
Bu yorum şu adresten gelmiştir: FriendFeed
Kinross’un Atatürk’ü güzeldi çünkü yabancı gözüyle, o döneme yakın bir tarihte yazılmıştı. Bakalım bunun güzelliği nereden geliyorum
Bu yorum şu adresten gelmiştir: FriendFeed
Yazar gerçekten çok güzel yazmış, okurken resmen o dönemi yaşıyorsun.
Bu yorum şu adresten gelmiştir: FriendFeed