Ne Zaman Adam Oluruz?

Kadın hakları, hayvan hakları, genel olarak insan hakları aklı başında hiç kimsenin tartışmadığı, kabul ettiği bir şey. Aklı başında diyorum çünkü birçok kişi bu hakları kabul etmiyor ve kendi doğrularını uygulamaya devam ediyor. Bunun en net örneği son zamanlarda inanılmaz artış gösteren kadına karşı şiddet durumu.

Kadına karşı şiddette devletin ne kadar aciz kaldığı ortada. Buna acizlik mi yoksa göz yummak mı desek bilmiyorum. Polise haber verdikten sonra bile hayatını kaybeden o kadar çok kadın var ki. Artık “Devlet bunu da koruyamadı” haberlerini izlemeye alıştık bile. Güvenliği sağlaması gereken kurum bu durumdayken, bir de birçok insan için otorite olarak kabul edilen kurumların davranışlarına bakalım;

Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası (DİN-BİR-SEN) Genel Başkanı Lütfi Şenocak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının şiddete uğrayan kadının tek tuşla polis çağırmasına ilişkin çalışmasına tepki gösterdi. Tek tuşla polis çağırma uygulamasının kadının olmadık yere sürekli kocasına yüklenmesine neden olacağını, kocasının da inatlaşıp daha fazla şiddete yönelmesini beraberinde getireceğini savunan Şenocak, “Bu uygulama, evlilik kurumuna daha fazla zarar verir. Aile içi meseleler aile içinde kalmalı, dışarıdan müdahale doğru değil. Polis yerine bu işle görevlendirilecek mahallenin imamını, muhtarını, öğretmenini aramak daha doğru” dedi.¹

Genel Başkanın son zamanlarda ölümle sonuçlanmaya başlayan kadına karşı şiddet sorununa çözüm yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Tek bir eksik var, o da bütün bu tavsiyelere rağmen hala polise başvurmakta ısrar eden kadınlara karşı bir yaptırım önermemiş. Oysa böyle bir yaptırım çok daha caydırıcı olabilirdi. Böylece aile birliği(!) de korunmuş olurdu.

Güzel ülkemizde haklarına saygı gösterilmeyen tek kesim kadınlar değil tabii ki. Birkaç ay önce İzmir’de bir kedi taşla ezilerek öldürülmüştü. Suçlular kısa sürede yakalanmış ve “mala zarar vermekten” yargılanıp para cezasına çarptırılmışlardı. Bundan yüzyıllar önce filozoflar kadınların da insan olup olmadığını tartışıyordu. Günümüz Türkiye’sinde ise hayvanların da canlı olup olmadığı gerçekten tartışma konusu.

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Başkanı Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, kediyi öldüren sanık Günaydın’ın sadece ‘mala zarar verme’ suçlamasıyla yargılanmasına tepki gösterdi. Türk hukuk sisteminde sahipli ile sahipsiz hayvan arasında bile ayrım yapılarak farklı cezalar uygulandığını belirten Şenpolat, şunları söyledi: “Sahipsiz hayvan maalesef maddi değeri olmayan bir eşya olarak kabul edilmekte. Sahipli hayvanın değeri ise ‘kıymeti ne kadar ise o oranda tazminat’ olarak ölçülüyor. Sahipli hayvana eziyet eden, ceza kanunu kapsamında mahkemelerde, fatura değeri olan biri olması nedeniyle yargılanabilirken, sahipsiz hayvana eziyet Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilip mahkemeye bile çıkmıyor. Sahipli hayvana eziyet eden kişi hayvanın eziyet görmesinden değil, sahibinin faturalı malının değer kaybetmesinden dolayı yargılanıyor. Hayvan sahipsiz olsaydı, bu dava dahi açılamayacaktı. İdari para cezası ile geçiştirilecekti.” Mevcut yasalara göre, hayvanın hayvan olmasından dolayı gördüğü eziyetten dava açılamadığının altını çizen avukat Şenpolat, “Bu davanın aslında buna vesile olmasını ve yasa değişikliğinin bir an önce gündeme gelmesini istiyoruz” diye konuştu.²

Değer vermeye belkide hayvanlardan başlanmalı. Hayvanlara değer verildikten sonra utanıp kadınlara da değer verilebiliriz. Sonra bir de bakmışız insan hayatı değerli olmuş. İhmaller sonucu hayatını kaybeden insan sayısı azalmış. Hatta mahkemeler bu ihmalcilere hak ettikleri cezayı bile vermişler.³

Kadınların göz göre göre öldürüldüğü, hayvanların mal sayıldığı bir ülkenin AİHM’den en çok ceza alan ülkeler listesinde üst sıralarda yer alması kimseyi şaşırtmamalı. 687 TL’si olan herkesin kedi öldürme özgürlüğü olan bu ülkeye, daha temel özgürlüklerin de gelmesi dileğiyle.

İnsan hayatının hiçe sayıldığı, kendinden olmayanın değersiz görüldüğü, barışın ve kardeşliğin önemsiz sözcükler, insanın en değersiz şey olduğu ülkede yok olan sen, yok olan ben, yok olan sevgi, yok olan zaman, yok olan insan, yok olan……YAŞAM!”

Kazim Koyuncu

 

Yener Yıldız

Bilgisayar mühendisliği okuyorum, zaman buldukça yazıyorum. Ayrıntılar için hakkımda sayfasına bakabilirsiniz.

Yazara ait tüm yazılar →
Yorum yap

1 Yorum.

  1. Türkiye’nin katetmesi gereken onca yol varken, başlamaya bile niyeti yok maalesef. Kanıksanmış toplumsal yaralar ne kadar derin olursa olsun “kanıksandıkları” için çözümsüzler. Ne desek boş! Toplumsal bir yozlaşma sürecindeyiz.

Yorum Yap


[ Ctrl + Enter ]

Additional comments powered by BackType