Bloga yazmayalı uzun zaman oldu. Bu süre içinde yazılacak çok şey oldu. Bunları yapılacaklar listesine ekledim, ara tatilde tek tek bitireceğim. İlk yazıya da Anıkolik’in eleştirisiyle başlıyorum;
Malum sınav zamanlarında öğrenci milleti oyalanacak şeyler arar. Oyun olur, kitap olur, ev-oda temizleme olur. Bu liste uzar gider. Bu final döneminde benim tercihim kitap oldu. Alalı uzun zaman geçmesine rağmen okumadığım Anıkolik’i seçtim.
Eleştiriye kitabı almamla başlamak istiyorum. Bazen çok alakasız yerde çok değerli eşyayı ucuza görürsünüz ya, bu kitap da öyle oldu. Kitapçıları gezerken satılmadığı için indirime girmiş kitapları gördüm ve işe yarar bir şey bulurum umuduyla biraz bakındım. 2-3 dk bakındıktan sonra Anıkolik dikkatimi çekti ve 1 TL’ye aldım. Evet, tam 1 TL’ye. Aslında satılmadığı için artık 1 TL’ye kitap satılması üzerine ne yazılar yazılır da, neyse.
Kitap, zaman kavramı üzerine kurulu. Bir anlamda herkesin göz ucuyla istediğini veriyor; Eski günleri. Tek bir hap alarak, istediğiniz hatırayı sanki oradaymış gibi tekrar yaşayabildiğinizi düşünün. Vefat etmiş bir yakınınızla yaşadığınız anıya mı giderdiniz, yoksa eski mutlu günlerinize mi? Veya evliliğinizin mutlu olduğu zamanlara mı? Yada bütün bunları boşverip günümüzü mü yaşardınız? Herkese göre bunun cevabı değişir. Bu biraz da şu anki memnuniyete bağlıdır. Kitaptaki ana karakter de halihazırdaki durumundan memnun olmadığı için geçmişle bugün arasında sıkışıp kalıyor.
Kitabı okurken kendinize sürekli “ben olsam ne yapardım” sorusunu soruyorsunuz. Bu konuda tıpkı Sil Baştan‘a benziyor. Onda da okuyucuyu hikayenin içine sokan bir hava vardı. Kitabın etkisi de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Nihayetinde herkesin geçmişte pişmanlık duyduğu davranışları vardır ve çoğu zaman bunların telafisi mümkün olmuyor.
Geçmişi tekrar yaşamak ilk başta çekici gelebilir. Daha genç olmak, belki daha sağlıklı, zengin, mutlu olmak herkes için huzur vericidir. Bu gibi insanların geçmişini araması normaldir. Ama geçmişi çok da iyi olmasa bile geçmişini arayanlar vardır. Bu biraz da elden kaçırılan şeyin değerli olması durumudur. Geçmiş geçmiştir-iyi yada kötü- ve geri getirmek mümkün değildir. Nasıl ölen kişi bir anda değerli olur, geçmiş de öyledir. Yaşarken yeterince değer verilmeyen birine -sırf bir daha ulaşılamayacak diye- öldükten sonra, normalde verilmeyen değerin verilmesi samimiyetsizliktir. Aynı mantıkla eski hatıralara da olduğundan fazla anlam yüklememek lazım. Eğer bir şeylerin olumlu yönde değişmesi isteniyorsa bu, geleceği kurarak olacaktır. Gelecek de geçmişe bakılarak kurulamıyor. Hikaye bu işte.
Teknik detaylara gelirsek; 230 sayfadan oluştuğu için kısa diyebiliriz. Dili ise oldukça sade, hatta o kadar sade ki bazı yerlerdeki betimlemeler genel anlatış biçiminin yanında zorlama gibi durmuş. Ağır betimlemeden hoşlananlar için yavan gelebilir. Buna rağmen sıkıcı değil. Sürekli yeni olaylar oluyor, neredeyse durağan hiçbir kısım yok.
Sonuç olarak biraz beyin fırtınası yapayım, biraz da eski anılarımı canlandırayım diyenler için Anıkolik oldukça ideal. Hatta bunu beğenirseniz Sil Baştan’ı kesinlikle öneririm. Anıkolik’te eski anılara sadece bakabiliyorsunuz, Sil Baştan’da ise değiştirme şansınız var.

(6 oy, ortalama: 4,83 / 5)
Bu iki kitap da bana enteresan geldi. Sakla da sırayla ben de okuyayım.
Yazı da bu kitapları okumaya teşvik ediyor insanı.
Bazı kitapları; farklı yaşlarda, farklı yerlerde, farklı beklentilerle okuyunca kitaptan alınan haz çok değişiyor. Anıkolik de bunlardan bir tanesi.
Savaş, kitaplar kütüphanede bekliyor merak etme
Oğulcan, kesinlikle. Farklı ruh haliyle okumak bile çok değiştiriyor.