Bir İdam Mahkumunun Son Günü

12345 (4 oy, ortalama: 4,00 / 5)
Loading ... Loading ...

“Çevremdekiler benden korkuyorlardı; çocuklar önümden kaçıyorlardı; kapılar yüzüme kapanıyordu. Kimse bana iş vermek istemiyordu. Bu altmış altı frangı yedim. Eh sonra, yaşamam gerekiyordu. Kollarımı gösterdim, çalışırım dedim, kapıları kapattılar yüzüme. Gündeliği on beş kuruşa, on kuruşa, beş kuruşa çalışmak zorunda kaldım. Ne yapayım? Bir gün çok acıkmıştım. Fırıncının camını kırdım, bir ekmek kaptım, ama fırıncı beni yakaladı; ekmeği de yiyemedim. Ömür boyu kürek mahkumu oldum; sırtıma kızgın demirle üç harf damgaladılar.

Bu adaletin adına suç yinelemesi diyorlar. Yine kürek mahkumluğuna gönderiliyordum. Beni Toulon’a götürdüler; bu sefer yanımda ömür boyu mahkum olanlar vardı. Kaçmam gerekiyordu. Bunun için delmem gereken üç duvar, kesmem gereken iki zincir vardı, oysa benim yanımda bir çividen başka bir şey yoktu.

Kaçtım. Arkamdan uyarı olsun diye bir top attılar, çünkü bizler, Roma’daki kardinallere benzeriz, kıpkırmızı giyinmişizdir ve biz giderken top atarlar. Yazık, barutları boşa gidiyor. Bu defa, yanımda o sarı kimlik yoktu artık; ama param da yoktu. Cezalarını tamamlamamış ya da hapisten kaçmış arkadaşlarla karşılaştım yolda. Şefleri bana kendilerine katılmamı önerdi; yollarda soygun yapıyorlarmış. Ben de kabul ettim ve yaşamak için öldürmeye başladım.”

Bir İdam Mahkumunun Son Günü , Sayfa 66

İçimizdeki Şeytan

12345 (4 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Arka kapaktan;

Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali.

Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan”a keskin bir bakış.

Kitabın özeti bu. Altını çizdiğim bazı noktalar;

  • Fakat bu garip genk kız etrafındakilere kederini bile göstermek istemeyecek kadar kendine güvenen bir mahluktu.
  • Asıl iyilik tanımadıklarımıza yapılan iyiliktir; halbuki biz bütün hüsnüniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz!..
  • Çalmak ne demek? Ne garip kelimeler kullanıyorsun. İnsanları anlamakta hala pek gerisin… Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz.. Bir yerde bir bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapmaz!
  • O, müziğe diğer arkadaşları gibi, bulacakları kocanın seviyesini bir derece yüksek tutmakta yardımcı olsun diye heves etmemişti. Ona, evlendikten sonra bir kenara atılacak bir genç kızlık elbisesi gözüyle bakmıyor, bütün ömrü müddetince, bu ömrün manası olarak yanında götüreceği yakın bir arkadaş diye sarılıyordu. (daha fazla…)

Anıkolik

12345 (7 oy, ortalama: 4,86 / 5)
Loading ... Loading ...

Bloga yazmayalı uzun zaman oldu. Bu süre içinde yazılacak çok şey oldu. Bunları yapılacaklar listesine ekledim, ara tatilde tek tek bitireceğim. İlk yazıya da Anıkolik’in eleştirisiyle başlıyorum;

Malum sınav zamanlarında öğrenci milleti oyalanacak şeyler arar. Oyun olur, kitap olur, ev-oda temizleme olur. Bu liste uzar gider. Bu final döneminde benim tercihim kitap oldu. Alalı uzun zaman geçmesine rağmen okumadığım Anıkolik’i seçtim.

Eleştiriye kitabı almamla başlamak istiyorum. Bazen çok alakasız yerde çok değerli eşyayı ucuza görürsünüz ya, bu kitap da öyle oldu. Kitapçıları gezerken satılmadığı için indirime girmiş kitapları gördüm ve işe yarar bir şey bulurum umuduyla biraz bakındım. 2-3 dk bakındıktan sonra Anıkolik dikkatimi çekti ve 1 TL’ye aldım. Evet, tam 1 TL’ye. Aslında satılmadığı için artık 1 TL’ye kitap satılması üzerine ne yazılar yazılır da, neyse.

Kitap, zaman kavramı üzerine kurulu. Bir anlamda herkesin göz ucuyla istediğini veriyor; Eski günleri. Tek bir hap alarak, istediğiniz hatırayı sanki oradaymış gibi tekrar yaşayabildiğinizi düşünün. Vefat etmiş bir yakınınızla yaşadığınız anıya mı giderdiniz, yoksa eski mutlu günlerinize mi? Veya evliliğinizin mutlu olduğu zamanlara mı? Yada bütün bunları boşverip günümüzü mü yaşardınız? Herkese göre bunun cevabı değişir. Bu biraz da şu anki memnuniyete bağlıdır. Kitaptaki ana karakter de halihazırdaki durumundan memnun olmadığı için geçmişle bugün arasında sıkışıp kalıyor. (daha fazla…)

11′e 10 Kala

12345 (10 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

11'e 10 kalaYönetmenliğini Pelin Esmer’in yaptığı, başrollerinde Mithat Esmer ve Nejat İşler’in oynadığı film 2009 yapımıdır. Koleksiyona düşkün birinin başından geçen olaylar ve çevresindekilerin davranışlarını konu edinmiştir.

Filmin dikkat çekici yanı her karakterin hayattaki karşılığının olmasıdır. Doğallığa önem verilmiş ve başarılı da olunmuş. Her karakter kendi doğruları ölçüsünde hareket ediyor ve net bir iyi-kötü ayrımı yapılmamış. Kimin ne kadar doğru olduğu düşüncesi biraz da izleyicilerin kendi karakterlerine bağlı.

Önemli noktalardan bir diğeri de ana karakterin en önemli özelliklerinin bile çok sonra ortaya çıkmasıdır. Bunun ortaya çıkmasıyla beraber ilk başta soğukluk olarak algılanan davranışlarının altında, aslında derin bir mütevazilik olduğu sezilebiliyor. Büyüdükçe küçülmek deyimi Mithat Bey’le birlikte vücut buluyor diyebiliriz hatta.

Olaylar ana karakter etrafında dönse de kapıcı Ali’nin hikayesi de oldukça enteresan. Ailesine yardım edebilmek için yaptıklarına bakarak “iyi bir amaç için yapılan her şey mübah mıdır?” sorusunu kendimize sorabiliriz. Hatta sık sık soruyoruz da.

(daha fazla…)

Zamanın Ağızları / Eduardo Galeano

12345 (10 oy, ortalama: 5,00 / 5)
Loading ... Loading ...

Eduardo Galeano’nun Zamanın Ağızları kitabıyla 2 yıl önce tanıştım. Okuması o kadar güzel ki hala arada rastgele sayfa açar okurum. Küçük hikayelerden oluştuğu için baş yada son diye bir kavram yok kitapta. Her hikaye kendine has, hikayeler arasında bağlantı yok ama hepsi aynı şeyi anlatıyor. Nasıl mı?

“Bu kitap hep birlikte tek bir hikaye anlatan pek çok hikayeden oluşuyor.

Çok farklı temalardan geçen bir güzergah izliyor: Aşk, çocukluk, su, toprak, kelime, görüntü, müzik, göç, iktidar, korku, savaş, rezillik, öfke, uçmak…

Kahramanları, onlara süreklilik veren diğer kahramanlarda yaşamaya devam etmek için hikayeden hikayeye görünüp kayboluyorlar. Onlar zamanın ilmikleriyle dokundular, onlar söyleyen zamanlar: Zamanın ağızları.”

Eduardo Galeano

Aslında herkesin bildiği ama zamanla alıştığı, kabullendiği, adeta yok saydığı şeylerden bahsediyor Galeano. Sayfalar çevrildikçe dünya küçük bir çocuğun saflığıyla görünüyor ve gerçek bütün berraklığıyla ortaya çıkıyor. İnsanoğlunun kabullenemez, kabullenmemesi gereken ne kadar çok şeyi kabullendiği farkediliyor. Normal anlayışının aslında hiç de normal olmadığı gözler önüne seriliyor. (daha fazla…)

Ne Zaman Adam Oluruz?

12345 (11 oy, ortalama: 4,45 / 5)
Loading ... Loading ...

Kadın hakları, hayvan hakları, genel olarak insan hakları aklı başında hiç kimsenin tartışmadığı, kabul ettiği bir şey. Aklı başında diyorum çünkü birçok kişi bu hakları kabul etmiyor ve kendi doğrularını uygulamaya devam ediyor. Bunun en net örneği son zamanlarda inanılmaz artış gösteren kadına karşı şiddet durumu.

Kadına karşı şiddette devletin ne kadar aciz kaldığı ortada. Buna acizlik mi yoksa göz yummak mı desek bilmiyorum. Polise haber verdikten sonra bile hayatını kaybeden o kadar çok kadın var ki. Artık “Devlet bunu da koruyamadı” haberlerini izlemeye alıştık bile. Güvenliği sağlaması gereken kurum bu durumdayken, bir de birçok insan için otorite olarak kabul edilen kurumların davranışlarına bakalım;

Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası (DİN-BİR-SEN) Genel Başkanı Lütfi Şenocak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının şiddete uğrayan kadının tek tuşla polis çağırmasına ilişkin çalışmasına tepki gösterdi. Tek tuşla polis çağırma uygulamasının kadının olmadık yere sürekli kocasına yüklenmesine neden olacağını, kocasının da inatlaşıp daha fazla şiddete yönelmesini beraberinde getireceğini savunan Şenocak, “Bu uygulama, evlilik kurumuna daha fazla zarar verir. Aile içi meseleler aile içinde kalmalı, dışarıdan müdahale doğru değil. Polis yerine bu işle görevlendirilecek mahallenin imamını, muhtarını, öğretmenini aramak daha doğru” dedi.¹

Genel Başkanın son zamanlarda ölümle sonuçlanmaya başlayan kadına karşı şiddet sorununa çözüm yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Tek bir eksik var, o da bütün bu tavsiyelere rağmen hala polise başvurmakta ısrar eden kadınlara karşı bir yaptırım önermemiş. Oysa böyle bir yaptırım çok daha caydırıcı olabilirdi. Böylece aile birliği(!) de korunmuş olurdu. (daha fazla…)

Din Sorgulanmalı Mı?

12345 (18 oy, ortalama: 3,17 / 5)
Loading ... Loading ...

Hayatımıza yön veren temel etkenler vardır. Aile bunların başında gelir. Kişiliğimize dair hemen hemen her şeyi aileden aldığımız için nasıl bir insan olacağımıza aslında ailemiz karar vermiş olur. Onlar yolu çizer, bize de ilerlemek kalır.

İkinci sırada çevremiz gelir. Belirli yaşa geldikten sonra, aileden çok çevreden etkilenmeye başlarız. İyi bir ailenin yanında iyi bir çevre, kişiyi çok öne atabilir. Tersi de doğrudur. Yanlış bir aileden sonra yanlış çevrede büyümek bir anlamda hayata 2-0 geride başlamak ve bunu toparlayacak donanımlardan da eksik olmak gibidir.

Kişiliğimiz oluştuktan sonra -ki uzmanlar bunun 5-7 yaş arası olduğunu söylüyor- dünyaya bakacak gözlüğümüzü takmış oluruz. Aynı nesneyi yada olayı gören iki kişinin farklı düşünmesinin sebebi farklı gözlüklerle bakmasıdır. Herkes kendine göre temel atar ve binasını bu temele göre inşa eder. Yolun sonunda kimi apartman kimi piramit yapar. Bu tamamen attığımız temele bağlıdır.

Toplumsal hayata entegre olabilmek için ise bütün bu farklılıklarımıza rağmen ortak şeyler gereklidir. Bir şekilde yaşadığımız çevre ile ortak kültüre sahip olmalıyız. Ortaklık azaldığı ölçüde kendimizi yanlız hissetme oranımız artar. Etnik kimlik, mensup olunan din, gelenekler ve görenekler ortak kültürü oluşturur. Bunların içinde en etkili olan da dindir. (daha fazla…)

Mavi Kelebeğin İzinde

12345 (8 oy, ortalama: 4,63 / 5)
Loading ... Loading ...

Mladiç Hollandalı komutanlarla güvenli bölgenin boşaltılmasını kutlarken.

11 Temmuz, hafızalardan hiç silinmeyecek olan Srebrenitsa katliamının yıldönümüdür. Aynı zamanda da bütün insanlık için utanç günüdür. İnsanlığın yaşanmış bütün soykırımlardan sonra hala ders almadığının kanıtıdır. 1995 yılı gibi yakın bir zamanda, bütün dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın göbeğinde en az 8300 kişi katledilmiştir. Üstelik de dünyanın güvenliğinden sorumlu bir örgüt olan Birleşmiş Milletler’in koruması altındayken.

Soykırımı yapanlar en ilkel duygularla hareket ediyorlardı. Onlara göre bütün müslümanlar Türktü ve Türklerden intikam alınmalıydı. Bunu katliamdan hemen sonra Mladiç’in açıklamalarından rahatlıkla anlayabiliyoruz:

İşte Sırp şehri Srebrenica’dayız. Büyük bir Sırp bayramı arefesinde iken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Nihayet, bu toprakta Türkler’den intikamımızı aldık

 

Hala “barbar Türk” figürü ile yaşayan bu insanlar bütün dünyaya barbarlık nasıl olurmuş öğrettiler. Çok üzücü olan şey ise bunları yapanların hala Sırplar’ın %40′ı tarafından “kahraman” olarak görülmesi. [ayrıntılar için] Benim düşünce yapıma göre soykırım yaptığı ayan beyan ortada olan insanları kahraman olarak görmek soykırım yapmaktan farksızdır. Bu kadar insanın nefretle dolması-başka türlü bu katliamı savunmaları mümkün değil çünkü- da korkunç bir şeydir.

Kendini medeniyetin beşiği, uygarlığın lideri sanan batı dünyası da şapkasını önüne koyup düşünmelidir. Avrupanın orta yerinde göz göre göre binlerce insan öldürülmüş, lafa gelince herkese medeniyet, insan hakları dersi veren batı dünyası soykırımı seyretmiştir. [ayrıntılar için] Hatta Hollandalı askerler göz göre göre soykırıma seyirci kalmıştır. Korunacağı vaadiyle silahları alınan binlerce insan, Mladiç’in önüne kurbanlık koyun gibi serilmiştir. (daha fazla…)